bugün zor bir deniz otobüsü yolculuğu yaptım, yanıma semra özal oturdu! daha doğrusu semra özalın gençliğinin kuazimodoyla seviştikten sonra yatakta sigara içen hali. kız tam bir gudubetti bakırköyün en çirkin kızını bakırköylüler aralarında para toplayıp kadıköye göndermeye karar vermişler diye düşündüm bi an. sonra, denize açılınca kıyıda kutlama yapan birbirinin üzerine çıkan sevinçten denize atlayan insanları görünce emin oldum. gerçi zabıtalarla işportacıların katıldığı olimpiyatta olabilir bilemiyorum. neyse bakırköy deniz otobüsü iskelesi bugün çok sakin ve rahattı olağan bir gündü. ama otobüsün kalkmasına bir an kala ( bu arada denizde giden araca hayvan gibi otobüs dedik ama ne diyecem, deniz desem olmuyo, böyle eksik bişeyler kalaıyor aramızda, deniz otobüsü diye ikide bir yazmakta insanı yoran bunaltan enerjisini alıp sonsuz uzay boşluğundaki bir nokta olma duygusunu hatırlatan... ööööeeh bundan sonra kısaca d.o. diyecem) içeri bişey girdi ve klank diye bi ses çıkararak benim yanıma oturdu. vanilyaya benzeyen çok yoğun bi koku aldım önce. ama koku o kadar yoğundu ki, gözlerimin kanlandığını hissettim. ayrıca bu kokuda ters giden bir şeyler vardı. sanki bu vanilyaya minik bir bok parçası eşlik ediyormuş gibiydi aralarında ise sevinçle sallanan ter kokusu vardı. kafamı çevirip kanlı gözlerle yan tarafa bakamaya cesaret ettiğimde eşşek gibi bi gözlük gördüm sadece. kokudan gidip gelmeye başalyan bilincim bunun mantıksız olduğunu bana söylemeye çalışıyordu. vanilyalı bok kokan devasa bir gözlük fikri gerçekten mantıksızdı. elimdeki gazeteyi hızlıca sallamak suretiyle elde ettiğim ufak bir esinti kendime gelmem için gereken zamanı bana vermişti. neden sonra bunun bir parfüm kokusu olduğunu anladım. bok ve ter sandığım şeylerse aroması olmalıydı, ama gözlük yerinde duruyordu. üzerindeki RAYBAN yazısından bunun sıradan bir gözlük olduğunu anlamıştım, içinde biri olmalıydı. dikkatlice gözlüğün yan tarafından içeri girdim kayıtsız bir yüz bana bakıyordu. o an irkildim. bu yüz tanıdık birilerinin yüzüydü sanki. ama öyle aile dostu arkadaş komşu türü bi tanıdık değil, peki kimdi bu? tanrım! gözlüğün içinde bi süre bu sorunun yanıtını düşünürken elimdeki gazeteye bi an gözüm kaydı, iran cumhurbaşkanı ıraka gitmişti! neler oluyordu nasıl bir oyunun parçası olmuştum! tanrım! sarılan ve öpüşen yiyişen ahmedinejad ve celal talabani fotoğrafları boy boydu. sanki siyasi haberleri kullanan bir tan gazetesiydi elimdeki. hızla gözlüğün içinden çıktım. kadıköye geldiğimizde insanlar d.o. dan inmek için kapının önünde birikmişlerdi bende herkes gibi dikkat çekmeden indim.... kurtulmuştum...
aceleyle sigarımı yakıp olanları düşünmeye başladım.
beni ne tür bi oyunun içine çekmeye çalışıyorlardı! ama ne olursa olsun 45 lik magnumum işlerini görecekti!
(sonra bi arkadaş söyledi, bişe yokmuş yav sıradan bi tikiye çarpmışım)
fonda rigmor gustafsson'nun alone with you albümü çalıyor önersem dinlemenizi
3 Mart 2008 Pazartesi
işte öyle bir şey
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder