10 Ağustos 2015 Pazartesi

FİN

kepengi kapatıyoruz. bu tuhaf internet yıllığım da sona eriyor böylece. durabildiği yere kadar dursun burada. eski, tozlu, kimsenin uğramadığı bir ev gibi.

7 Haziran 2014 Cumartesi

Haziran

Bu yıl yaz, yaz gibi başlamadı. sonbahar özentisi.
şikayetim yok aslında...
bugün bisikletten o kadar kötü düştüm ki aslında ölmemiş veya sakat kalmamış olmam şaşırtıcı.
nedeni de sonbahara öykünen yaz ve salak ben. yağmur altında son sürat araç yolundan ve ellerimi bırakmış vaziyette bisiklet kullanıyordum daha ne olsun...
her yıl buraya uğrayıp bir-iki yazı bırakıyorum. herkesin (hatta benim bile) unuttuğum gizli bir yer gibi. hoşuma gidiyor burası. tozlanmış eşyaların olduğu zamanda donmuş bir oda gibi. her şey yerli yerinde...

her
şey

3 Ekim 2013 Perşembe

böylesini pek tahmin edemezdim ama...

Kimin nasıl bir anısı haline geleceğimizi hiçbirimiz bilemeyiz. T.Uyar

16 Ocak 2013 Çarşamba

sen, sık sık gülen...

niye içim içime sığmıyor gene. ki aslında hep böyle sayılırım. tarih, hayat, kavga ve aşk üzerine söyleyecek anlamlı bir şeyler bulmak istiyorum bulamıyorum. aslolan yaşamaktır demişti bir arkadaşım, öyle elbette. kelimeler kifayetsiz kalıyor işte. gülen insanları seviyorum, gülerken de sevecen bir akdeniz çizgisini sol yanına ağzının iliştiren insanları daha çok seviyorum. ama gel gör ki bu çaresizlik hissi peşimi bırakmıyor işte.
bazen maxvell'in elektormanyitk alan kuvvetleri denklemi üzerinden materyalizm ve ampiryokritisizm kitabında lenin'in idealistlerle giriştiği kavgadan ekim devrimine uzanan düşünsel serüvenin peşine düşüyorum, bazen aşkın metafiziği ile haşır neşir oluyorum. peşimi bırakmıyor çözümsüzlük. soğuk havada denizi izlerken bir çay bardağına sarılmış elimi düşlüyorum. elimin çay bardağında bıraktığı ize bakıyorum... yenikapıda demirlemiş yük gemilerine dalıp gidiyorum... geçmiş günlerimi düşünüyorum. ama içinde yaşadığım o "an" işte. bir fıskiye oluyor. donup kalıyorum. ben neyi düşlüyorum...

10 Aralık 2012 Pazartesi

AŞKLA SANA



alnını
dağ ateşiyle ısıtan
yüzünü
kanla yıkayan dostum
senin
uyurken dudağında gülümseyen bordo gül
benim kalbimi harmanlayan isyan olsun
şimdi dingin gövdende
uğultuyla büyüyen sessizlik
birgün benim elimde
patlamaya sabırsız mavzer olsun

başını omzuma yasla
göğsümde taşıyayım seni
gövdem gövdene can olsun

söyle bana ey
ölümün açıklayıcı pervanesi
hangi yavru tek başına yiğittir
hangi yangın bir başına söndürülür
ah herkes susuyor
hiçkimse bilmiyor içimin yangınını
ah herkes mi susuyor
kalbimi kalbine bağladım dostum
ah herkes mi susuyor
kalbi kalbimize benzeyen dostlar
bir çarmıh gibi bırakıyorken kendini dünyaya
hayatın ateş renkli kelebekleri
bir bir tutuluyorken korkunç koleksiyonlar için
ah herkes mi susuyor

bağırsam içimdeki dehşeti
hırsım deler mi toprağı
beni
acısıyla onduran
dostumu
aşkla vurduran hayat
sana
yaşananla harlanan bağrımın sevdasını akıttım
dünyanın yeni baharına
çatlarken kadim güneş
bağrım delinirken fidanların kanıyla
anamın doğurgan karnıdır diye
sevgilimin sütlenecek göğsüdür diye
dostumun üretken gülüdür diye
sana bağlandım
sana sarıldım

beni umutsuz koma
tarihle avutma beni
çünki aşkla sınanmışım sana
sana yangınla, suyla, ateşle
ölümle, yaprakla, şiirle sınanmışım
ey yaşarken kanayan acı
şimşekli gök, tufan, kan fırtınası
uçurum kıyısında hızla büyüyen ot
yapraksız bir ölümün anısı için
körpecik kuzuların derisi için
beni tarihle avutma
umutsuz koma beni

akıtsam deliren sevdamı
köpürür mü hayatı besleyen su
ey benim
yedi başlı kartalım
her başını
bir dağ başlangıcında koyanım
senin
böyle diri bir akarsu gibi kıvrılan gövdendir
bizim aşkımızı solduranların korkusu
çünki elbette bir su
kendi akacağı toprağın sertliğini bilir
ve suyun gövdesiyle yırtılınca toprak
artık ırmak mı ne denir
işte devrim
ona benzer bir akışın hızına denir

yarın ne olur bilirim ben
bahar gelir, otlar büyür
ölüm de yapraklanır
bir dağ bulur uzun uzun bakarım
bir çam ağacı gölgesi
güzel kokular veren
bir damla güneş görünce
sana da gülümseyeceğim yarın

şimdi senin uzanıp yattığın otlarda
yarın yeni bir yeşillik büyüyecek