şimdi, bugün pazar, yarın iş var, saat olmuş 10, banyomu yaptım, çamaşırları yıkadım, mandalinamı yiyip yörelerimiz türkülerimiz programını izliyordum ki, oha dedim. noluyoruz lan. 43 yaşında erdek'in ördeği olmuş, kahverengi çoraplı, yağlı kravatlı bi devlet memuru tandansına oturan şu davranışlarımın makul açıklaması ne olabilir. yanıtı ise bulmam uzun sürmedi. bunlar kalıtsal davranışlar. istemsiz tekrarlar. ilko-kul ve ortao-kul yıllarımızın pazar akşamlarının ayine dönüşmüş versiyonu. ritüel lan bu. derhal bozayım diye açtığım efes ekstra yüksek volümlü müzük ve evi ahıra çevirme çabası ise nafile. çarls bukovski bile pazar akşamları böyle davranıyomuş daha ben ne yapayım. yok arkadaş kabullenecen. belki ütü bile yaparım. (s.ke s.ke yapılacak o ütü. davar gibi bumburuşuk gömlekle insan içine çıkacak halimiz yok ya). yaaa bıraaakkk yeeeaaaa... (mandalina isteyen?)
fonda linkin park'ın reanimation albümünden 1stp klosr şarkısı çınlıyor...
16 Mart 2008 Pazar
janjanlı
yazan
pegasus
0
yorum
9 Mart 2008 Pazar
seninle başım dertte ne yapsam bilmiyorum
bu gün kadıköy'de, kadınlar günü dolayısıyla yapılan etkinlikleri izledim. başlarında kırmızı eşarplar vardı çoğunun. kırmızı başlıklı kızlar resmi geçidi gibi. varya oralarda bi kurt bulsalar aazına sıçarlardı valla. de o kadar kadının arasında dikkatli olmak lazım. böyle, hava güzel, bir nümayişe çıkmış gibi genç ve fütursuzum. bi ıslık tutturdum, şarkı mırıldandım, ama "no woman no cry" şarkısını. ağzımı kırıyolardı lan!
halbüsü şarkı "ağlama bebişim ağlama bak üzme beni" manasında. bob abi yapmaz zati öyle şeyler.
büssürü kadının arasında saatlerce durunca bi tuhaf oldum. yarın ne giysem acaba diye düşünüyorum şimdi. ve buna benzer şeyler. yarın geçer diye umarken fön yapmak da ne zormuş. (noluyo lan)
fonda bob marley & the wailers'dan is this love var önererek dinlemenizi...
yazan
pegasus
0
yorum
8 Mart 2008 Cumartesi
bak şimdi....
yalnız ne yoruldum arkadaş yaa. bunu geçelim ama şimdi. bi tişört almam gerekti bu gün. şöyle ki hava bugün açık 20 dereceyi buldu ve ben sabah 7 de evden çıkarken pis pencereden dışarı bakıp "ula hava kesin yağar ha hemi de buz kestirir adamı" deyince olanlar oldu. saat 11 de durum şuydu. bot-boğazlı kazak-iki kişilik kalın mı kalın bir kaban. ve bütün bunların içinde güç bela seçilen ben. etrafta ise kilotla gezenler bile vardı. yani ben görmedim de bi arkadaş söyledi. "kilot gördüm abi" dedi. neyse sonuç olarak sokaklarda acıyarak bakılan evsiz bir deli muamelesi gördüm. neyim varsa mecburen üstümde geziyormuşum gibi bi durum var ha bi de elimde bavuldan bozma bi çanta. oha lan ben bu hallere düşecek adam mıyım deyip kendimi bi dükkana atış attım çıkınca kazak çantanın içinde kaban elimde siyah seksi v yaka bir tişörtün içinde ıslak ıslak bakan ben elimdekileri görmezden gelirseniz iyi durumdayım yani. ıslak olmam ise o ana kadar eşşek gibi terlemem yetmiyormuş gibi üst çıkarma seansıyla olaya boyut katmamdan kaynaklanıyor. şu anda yeni bir tişörtüm ve hava durumlarına dikkate almamı sağlayacak eski bir deneyimim var. görüşürüz efendim.
fonda kudsi ergüner'in les passions d'istanbul albümünden bosphore parçası var. içim titredi yav.
yazan
pegasus
0
yorum
3 Mart 2008 Pazartesi
işte öyle bir şey
bugün zor bir deniz otobüsü yolculuğu yaptım, yanıma semra özal oturdu! daha doğrusu semra özalın gençliğinin kuazimodoyla seviştikten sonra yatakta sigara içen hali. kız tam bir gudubetti bakırköyün en çirkin kızını bakırköylüler aralarında para toplayıp kadıköye göndermeye karar vermişler diye düşündüm bi an. sonra, denize açılınca kıyıda kutlama yapan birbirinin üzerine çıkan sevinçten denize atlayan insanları görünce emin oldum. gerçi zabıtalarla işportacıların katıldığı olimpiyatta olabilir bilemiyorum. neyse bakırköy deniz otobüsü iskelesi bugün çok sakin ve rahattı olağan bir gündü. ama otobüsün kalkmasına bir an kala ( bu arada denizde giden araca hayvan gibi otobüs dedik ama ne diyecem, deniz desem olmuyo, böyle eksik bişeyler kalaıyor aramızda, deniz otobüsü diye ikide bir yazmakta insanı yoran bunaltan enerjisini alıp sonsuz uzay boşluğundaki bir nokta olma duygusunu hatırlatan... ööööeeh bundan sonra kısaca d.o. diyecem) içeri bişey girdi ve klank diye bi ses çıkararak benim yanıma oturdu. vanilyaya benzeyen çok yoğun bi koku aldım önce. ama koku o kadar yoğundu ki, gözlerimin kanlandığını hissettim. ayrıca bu kokuda ters giden bir şeyler vardı. sanki bu vanilyaya minik bir bok parçası eşlik ediyormuş gibiydi aralarında ise sevinçle sallanan ter kokusu vardı. kafamı çevirip kanlı gözlerle yan tarafa bakamaya cesaret ettiğimde eşşek gibi bi gözlük gördüm sadece. kokudan gidip gelmeye başalyan bilincim bunun mantıksız olduğunu bana söylemeye çalışıyordu. vanilyalı bok kokan devasa bir gözlük fikri gerçekten mantıksızdı. elimdeki gazeteyi hızlıca sallamak suretiyle elde ettiğim ufak bir esinti kendime gelmem için gereken zamanı bana vermişti. neden sonra bunun bir parfüm kokusu olduğunu anladım. bok ve ter sandığım şeylerse aroması olmalıydı, ama gözlük yerinde duruyordu. üzerindeki RAYBAN yazısından bunun sıradan bir gözlük olduğunu anlamıştım, içinde biri olmalıydı. dikkatlice gözlüğün yan tarafından içeri girdim kayıtsız bir yüz bana bakıyordu. o an irkildim. bu yüz tanıdık birilerinin yüzüydü sanki. ama öyle aile dostu arkadaş komşu türü bi tanıdık değil, peki kimdi bu? tanrım! gözlüğün içinde bi süre bu sorunun yanıtını düşünürken elimdeki gazeteye bi an gözüm kaydı, iran cumhurbaşkanı ıraka gitmişti! neler oluyordu nasıl bir oyunun parçası olmuştum! tanrım! sarılan ve öpüşen yiyişen ahmedinejad ve celal talabani fotoğrafları boy boydu. sanki siyasi haberleri kullanan bir tan gazetesiydi elimdeki. hızla gözlüğün içinden çıktım. kadıköye geldiğimizde insanlar d.o. dan inmek için kapının önünde birikmişlerdi bende herkes gibi dikkat çekmeden indim.... kurtulmuştum...
aceleyle sigarımı yakıp olanları düşünmeye başladım.
beni ne tür bi oyunun içine çekmeye çalışıyorlardı! ama ne olursa olsun 45 lik magnumum işlerini görecekti!
(sonra bi arkadaş söyledi, bişe yokmuş yav sıradan bi tikiye çarpmışım)
fonda rigmor gustafsson'nun alone with you albümü çalıyor önersem dinlemenizi
yazan
pegasus
0
yorum
2 Mart 2008 Pazar
gaaaaaa
1-gidip insan gibi bünyeyi yormadan yatsam mı acep? ama saat akşam itibarıyla 6:30 "bu saatte uyunurmu lan hayvan" diye kendi kendimle yaptığım iç hesaplaşmadan rahat 2 fransız filmi senaryosu çıkar. yani böyle daha erken gibi. bilemiyorum uyanık kalıp iyice yorulup saatin 10 falan olmasını beklemem lazım gibime geliyor.
2- kan dökülecek filmini izleyip uykuya süpersel bi geçiş mi yapsam. bu seferde filim pic olacak ama.
3- kahve ve arkadaşı sigarayla beraber biraz takılıp kendimi olayların akışına mı bıraksam.
du bakalım ben bişeyler ayarlıycam sana.
(kedi beynimi sigmeye devam ediyor bu arada)
fonda anouar brahem'in conte de l'incroyable amour albümünden iram retrouvée şarkısı çalıyor öneririm dinlemenizi...
yazan
pegasus
0
yorum
1 Mart 2008 Cumartesi
BUGÜN
hikaye bitecek mi bilmiyorum valla, şu sıralar pek havamda değilim. zaten hikaye, fonunu herbert abinin sunduğu dünyadan alıyordu orjinal bişe değil yani. e orjinalini yaz sende düdük diyebilirsiniz. ona da oynamak istemeyen yeni gelin nazıyla "yerim dar" diyerek cevap veriyorum. herneyse bi vadede tamamlarım bunu ama şimdi böyle cansıkıtısı günlüğü şeklinde yazabilirim bilemiyorum. açıkçası kamuya açık olsada benden başka okuyan olmadığı için harbiden günlük gibi bişe.
neyse, şu anda kedim kızgınlık dönemine girmiş durumda ağzıma sıçtı resmen, gece gündüz pipiuuuv pipiiiiuuuooooooooooovvv diye inletiyo ortalığı kevaşe, hayır kukusunu mühürletecem o olacak. hakkatten zor işmiş ama azgın kediyle aynı evde kalmak. bütün gün miyavlıyor. el arabası gibi göt havada dolanıp duruyor. ve geceleri de SUSMUYOR. saat gecenin üçü veya beşinde domuz gibi durmadan ve susmadan. oooyyyyyy. şimdi çok zeki bazı sazanlar e sende seviştir yavruyu veya aaa kısırlaştırma diye bişe var duymadın mı diyebilir. bu sevgili akıl hocalarıma teşekkür eder ve bir kuku ameliyatının 150 ytl olduğunu hatırlatırım. sevişme meselesine gelince, iranlı güzelimize uygun bir aday biliyorsanız buyrun efendim. şimdi acılarımla baş başa kalmaya gidiyorum...
fonda amalia rodrigues'in fado portugues albümü çalıyor... dinlemenizi öneririm...
yazan
pegasus
0
yorum
